MİLLİYETÇİLİK ÜZERİNE | 1

ESKİ VE
yeni milliyetçilik

~12 dk okuma

Türkiye'de birçok farklı ekole sahip olan milliyetçilik, artık günümüzde tekrardan yorumlanmalıdır. Bugünkü ekollerin neredeyse tamamı eskimiş durumdadır ve günümüzdeki ihtiyaçlara yanıt verememektedirler. Nitekim bugün Türk milliyetçilerinin düştüğü durum, mevcut milliyetçi düşüncenin de baştan yorumlanması gerektiğini tartışmasız bir şekilde ortaya koymaktadır. Düşünsel olarak tutarlılığı, bilimselliği ve yöntemi düzeltilmemiş çarpık bir milliyetçilik faydadan çok zarar da getirebilir. Bu yazımızda "bu bakış doğru, şu yanlıştır" gibi dar bir perspektiften değil, daha geniş bir perspektiften; olayın temelinden konuyu ele almak istiyoruz. Türk milliyetçiliğinin diğer ideolojilerden net ve keskin farkları ve özellikle sorumluluklarının olduğuna inanıyoruz. Türk milliyetçiliği ideolojisinin içeriğine girmeden önce, karşıt ideolojilerde olup milliyetçilik ideolojisindeyse tam olarak olmayan bazı özellikleri analiz etmek en sağlıklı yöntem olacaktır.

Mevcut Durum

Bugün milliyetçilik ideolojisinin karşısında dikilen grup ve düşünceler, milliyetçiliği köşeye sıkıştırmış durumda. Öncelikle bu gerçeği kabul etmek gerekmekte, düşünelim; barolarda, siyasette ve bulabildikleri tüm mecralarda kendi içlerinde en az seviyede çatışmaya girerek örgütlenebilen bir bölücü ideoloji ile karşı karşıyayız. Ancak bu esnada milliyetçi gruplara baktığımız zaman bu çalışkanlığı ve özveriyi göremiyoruz. Aksine, milliyetçi oluşumlar mevcut ihanet sürecine karşı birleşmek bir kenara, bölündükçe bölünüyor. Yetmezmiş gibi milliyetçilik görüşüne inanan grup ve kişilerin çalışmalarına baktığımız zaman, karşıt tarafların çalışmalarından çok daha zayıf ve başarısız durumda olduğu görülmektedir. Örnek vermek gerekirse geçtiğimiz aylarda gazilerimizin yaptığı eylemleri ele alalım. Gazilerimizin haklı ve onurlu eylemleri sürerken alandaki kişi sayısının ne kadar az olduğunu orada bulunan tüm vatandaşlar hissetmişti. Nitekim bazı gazilerimiz de haklı olarak bu konuda sitemlerde bulundular. Parti genel başkanları günübirlik ziyaretler yapmışsalar da genel olarak büyük ölçüde destek olmadılar. Partiler bölgedeki yani Ankara'daki tüm teşkilatını gazilerin eylem yaptığı bölgeye yığmak suretiyle büyük bir fark yaratabilirdi. Elbette teşkilatlardan katılan birçok samimi insan oldu, ancak bir emir doğrultusunda teşkilatların o alanda toplanmadığını gördük. Ya da partilerin dışında STK'lardan bir örnek verelim, TTA Grup adlı oluşumun 21–23 Ağustos 2026 tarihinde, yani gazilerin eylemleri esnasında düzenlediği "Türk Kültür Kampı" adlı etkinliğe kendi açıkladıkları verilere göre 80.000'den fazla insan katılım sağlamıştır. [kaynak]

Ancak düşünelim, bu kadar insan bu kamp yerine acaba Güvenpark'ta gece kamp yaparak bölgede eylemlerini sürdüren gazilere destek olsaydı ne olurdu? Bugün DEM Parti ya da terör örgütü aleyhine bir adım atıldığında yahut en ufak söylemde bulunulduğunda alakalı grupların çok hızlı bir şekilde bir araya geldiğini ve birbirlerini savunduklarını görüyoruz. Bunu kendi ayıbımız ve kusurumuz olarak görüp düzeltmemiz gerekmekte, bu örnekler elbette yalnızca gazilerimizin eylemleri ile sınırlı değil. Bu fikir vermesi için verilen bir örnekten ibaret.

Sadece partiler ya da STK'lar olarak değil, bireyler olarak milliyetçi görüşüne inanan insanların da bu durumda özeleştiri yapması gerekmektedir. PKK'ya ya da bölücü ideolojiye yakın oluşumları incelediğiniz zaman onlarca STK'ya, vakıfa, ajansa, medya ağına, hatta sözde insani yardım kuruluşlarına kadar kurumları mevcut. Bu kurumları inşa ederken Batı'dan destek almalarını ne yazık ki kimi insanlar bahane olarak ortaya koyuyor. Onların bu sözde mücadelesine avantajlı başlaması, biz milliyetçiler için bir bahane olamamalıdır. "Türk çetin işler başarmak için yaratılmıştır" cümlesine gururla katılanlar, çetin işler gördüğü zaman "imkanımız yok" bahanesine sarılmamalıdır. Bizden avantajlı konumda olan karşıt ideolojilere karşı siyasi mücadelede galip gelmek çetin bir iştir, ve gerçek milliyetçiler bu iş için gerçekten çalışanlardan başkası değildir. Milliyetçiliğin tanımı tam olarak bu noktadan başlamalıdır, bir milliyetçi çetin işlerle uğraştığı ölçüde milliyetçi sayılmalıdır.

Bugün ne yazık ki toplumumuzda icraatlardan ziyade hamasetlerden beslenen bir milliyetçi kesim söz konusu. Bu sözde milliyetçi gruplar yapılan işlerden ve birikimden ziyade iyi konuşmayı, hatta daha doğru bir değimle 'bağırmayı' milliyetçilik olarak algılamaktadır. Bu tarz grup ve kişilerin ürettiklerine baktığımız zaman ne yazık ki sınıfta kaldıklarını görüyoruz. Karşılarında sırf terör örgütünü daha iyi savunabilmek adına, haksız terör mücadeleleri için hukuk bölümlerini, mülkiye bölümlerini işgal eden bir bölücü zihniyet sinsice TBMM'nin içerisine bile sızarken, bazı milliyetçi gruplar yüzlerine maske takıp sokakta sloganlar atıyorlar. Halbuki yüzlerine maske takması gerekenler kendileri değil, karşıtları olanlardır. Bu gruplar yüzlerine maske takadursun, karşıtları kıravatlarını takarak çok hukuka uygunlarmışçasına meclislerde ve kürsülerde demokrasi satmaktadırlar. Anayasamız, vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğunu ifade ederken, bölücü ve irticaî tüm oluşumlar için net yasalara sahipken çekimser olmanın, ürkmenin gerekçesi nedir? Meşru taraf korkmamalı ve çekinmemelidir. Bu çekingenliğin sebebi hukukun ve yasaların sadece kağıt üzerinde olması mı? Eğer öyleyse o yasaları kağıt üstünde olmaktan öte hayata döndürmek kimin işidir? Kimse bizler için hukukun üstünlüğünü tesis etmeyecek.

Bu çalışmaları mevcut milliyetçi partilerden beklemek ise beyhude bir bekleyiştir. Kim ne derse desin, bu partilerin sık sık iktidar ile dirsek temasında olduğu, zaman zaman pazarlık yaptığı belgeli ve kanıtlıdır. MHP'yi bu konuda eleştirmenin de bir anlamı kalmamıştır, MHP artık varlığı için ortada gerekçe kalmamış DEM Parti'nin ve Büyük Ortadoğu Projesi'nin temsilcisi durumundadır. Asıl sorun İYİ Parti ve Zafer Partisi gibi partilerin iktidar ile devamlı dirsek teması halinde olmasıdır. Nitekim bu gibi partilerin yöneticileri bu diyaloğun ve pazarlığın gerçek olduğunu bizatihi kendi ağızlarıyla ifade etmişlerdir. Örnek vermek gerekirse Zafer Partisi genel başkanı Ümit Özdağ'ın 2023 seçimlerinde Numan Kurtulmuş'un kendisinden destek istediğini, ama kendisinin "İçişleri bakanlığı karşılığında" bu teklifi kabul edeceğine dair televizyonda beyanı olmuştur.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 2023 seçimleri öncesinde kendisinden destek istendiğine ve bu teklife yaklaşımına dair televizyon beyanı.

Bunun ne anlama geldiğinin milliyetçiler olarak tam olarak farkında mıyız? Eğer iktidar bu pazarlık teklifini kabul etmiş olsaydı sadece Sinan Oğan değil, Ümit Özdağ da aynı şekilde bugün toplumda son derece sevilmeyen bir şahıs olarak karşımızda olacaktı. Ancak iktidar bu teklifi kabul etmedi, nitekim bu konuyu Cumhurbaşkanı Erdoğan da bir televizyon yayınında ifade etmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, aynı görüşme ve teklife ilişkin televizyon yayınındaki açıklaması.

Okuyucular ile ortak görüşlerimizdeki mutabakatımızı devam ettirebilmek adına bu noktada gelebilecek bazı eleştirileri de peşinen cevaplamakta fayda var. İçişleri Bakanlığı'nın "mültecileri göndermek için" istendiği ifade edilmekte, ancak düşünelim. Bugün hiçbir AKP'li milletvekilinin, bakanın ya da bir bürokratın özgür iradesi olduğuna inanıyor musunuz? Ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın istememesine rağmen, Erdoğan'ın İçişleri Bakanı Ümit Özdağ'ın Erdoğan'dan bağımsız olarak mültecileri gönderebileceğine inanıyor musunuz? Buna inanabilenlerin bu yazıyı okumakla zaman kaybetmesine gerek de yoktur. Bu sorun sadece Zafer Partisi ile alakalı bir sorun da değil, İYİ Parti'nin de durumu son derece benzer. Meral Akşener, Erdoğan ile sarayda poz verdikten dört buçuk ay sonra Erdoğan'ın avukatı tüm şikayet ve davalardan vazgeçildiğini duyurmuştu.

Cumhurbaşkanı avukatı Hüseyin Aydın'ın, Meral Akşener hakkındaki dava ve şikâyetlerden vazgeçildiğini duyuran paylaşımı
Cumhurbaşkanı avukatı Hüseyin Aydın'ın 30 Ekim 2024 tarihli paylaşımı: Meral Akşener hakkında açılan üç soruşturma dosyasında şikâyetten vazgeçildiği ve manevi tazminat talepli dört hukuk davasından feragat edildiği duyuruluyor.

Konuyu milliyetçi partilere çok da bulaştırmak istemediğimiz için son olarak unutulmuş bir olayı daha hatırlatmak isteriz. Hatırlarsanız bundan bir süre önce meşruiyet tartışmaları yürütülmekteydi. Erdoğan'ın meşruiyet arayışı içerisinde olduğuna dair paylaşımların sayısı artmıştı. O dönemlerde Erdoğan TBMM'de bir resepsiyona katıldı. CHP o zaman bu resepsiyona katılmayacağını ifade etmişti, bu resepsiyon Erdoğan'a "meşruiyet verme" olarak yorumlanan siyasi bir tutumdu ve toplum da konuya bu şekilde bakıyor, partilere bu doğrultuda baskı kuruyordu. TBMM Başkanlık Divanı'nda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi partilerle yaptığı görüşmeye Dervişoğlu'nun katılmaması için o dönem çokça baskı olmasına rağmen kendisi de bu meşruiyet gösterisine katıldı. Bu yapmacık meşruiyet gösterisinde Dervişoğlu DEM Partili Gülistan Koçyiğit ile yan yana bir şekilde oturuyordu.

TBMM'de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi parti temsilcileriyle yaptığı görüşme
Metinde anlatılan TBMM görüşmesinden bir kare. Oturma düzeni ve katılımcılar için yukarıdaki paragrafa bakınız.

Bu birçok okuyucu için anlam ifade etmeyecektir nitekim olayın üzerinden geçen zaman ve toplumsal hafızamızın ömrünü düşünecek olursak bu doğal bir durum. Ama Dervişoğlu'nun DEM'liler ile yanyana oturmasının yanı sıra DEM'li Tuncer Bakırhan ile de çok samimi pozlar verdiğini, beraber gülüştüklerini iyi hatırlıyoruz. Dün gülüştüklerine bugün mecliste gerçekten karşı mı çıkıyorlar? Haklarını yemeyelim, bazı İYİ Partili milletvekilleri samimi olarak ihanet yasasına karşı çıkmışlardı. Ama samimiyetleri söylemlerinden asla anlaşılamaz, neden mi? En çok bağıran, yasaya güya en çok karşı çıkan, kürsüye vura vura "Öcalan teröristtir" diyen Ömer Karakaş 5 gün sonra AKP'ye geçti de ondan...

Bu durum yine başta dediğimiz konuya bizi götürmekte, bağıran çağıran, hamaset yapan zatlar milliyetçi sanıldığı müddetçe daha çok mağdur olacağız. Ancak bu mağduriyetin sorumluları omurgasız siyasiler değil, onlara umudunu ve geleceğini emanet eden bizleriz. Dolayısıyla olması gereken bizzat siyasete dahil olmaktır. "Oy verecek kimse yok" demek yerine oy verilebilecek çatılar yaratmak gerekmektedir, yoksa her partinin sorunlu olduğunu her gün tekrardan keşfetmek anlamsızdır. Türk gençliğinin farkındalığı bugün ne yazık ki bir boşvermişliğe ve umutsuzluğa dönüşmektedir, aksine bu farkındalık hırsa, hırslar projelere ve partilere dönüşmelidir. Kimimiz medya aracılığı ile, kimimiz bir yazısı ile, kimisi o yazıyı tasarlayan editör olarak, kimisi onu paylaşan, kimisi düşünüp geliştiren, kimisi karşıdakini ikna eden olarak.

Siyaset, kıravat takıp kendini başkan olarak tanıtan birtakım şarlatanlara karşı secde etmek değildir. Siyaset bu gibi şarlatanlara bırakıldığı müddetçe, eleştirilmediği ve "şimdi eleştirmeyelim, vakti değil" denildiği sürece bu gibi omurgasız insanlara sahne olmaya devam edecektir. İşin kötüsü bu sahne kimi zaman gazi meclisimiz bile olabilmektedir. Bu gibi insanlara sahneyi bırakıp siyasete sırt çevirmek doğru bir davranış mıdır? Hatırlamakta fayda var, hem meclisin, hem o meclisi kuran tarihin sahibi biziz. Durum buyken siyasetten bıkmak doğru olmayacaktır, siyaseti düzgün yapmayan, ülke yerine kendi çıkarlarını düşünenler bizi bıktıramamalı, biz onları bıktırmalıyız. Bu bıktırmanın ve baskı kurmanın en iyi yolu da gerçekleri sık sık, usanmadan tekrar tekrar ifade etmektir.

Yeni Milliyetçilik ve Eski Milliyetçilik

Bu noktaya kadar eleştirdiğimiz siyasilerin ortak bir özelliğine dikkat çekmekte fayda var. Fark edilebileceği üzere bu şahısların tamamı MHP kökenli şahıslardır. MHP'nin Gladyo, ABD ve CIA ile tarihi bağlantılarını bu metne sığdırmak mümkün değil, faydalı da olmayacaktır. Daha çok yeni yükselen milliyetçilik ve MHP kökenli milliyetçilik kavramlarının farkına yoğunlaşalım. Bu farkların en büyüğü ve belirgini Türk-İslam sentezciliğidir. Yükselen yeni milliyetçilikte Türk-İslam sentezine katiyen yer yoktur. Yeni nesil ümmetçilik ile milliyetçiliği birbirine karıştırmaz, karıştıranla da yol yürümez. Milliyetçiliği esas alır. Bu kimilerinin iddia ettiği gibi din düşmanlığı da değildir, ideoloji ve dinin birbirinden ayrılmasıdır. Kimisi inançlıdır, kimisi ise inançsız ama bu kendi aralarında siyasetin bir konusu değildir, olması gereken de budur. Bir diğer önemli fark ise eleştirel düşüncedir, MHP kökenli siyasilerde eleştiriye yer yoktur. Hatta bunu zaman zaman kendileri de açıkça övünerek ifade ederler. Ülkü Ocakları adlı örgütün sloganlarından bir tanesi bilindiği üzere "lidere sadakat şerefimizdir" şeklindedir. Ancak yeni nesil şerefini bir şahsa sadakatten değil, değerlerine ve milletine olan sadakatten almaktadır. Nitekim sorgulamaksızın körü körüne gidilen yolların İmralı'ya ve Öcalan'a çıktığı anlaşılmıştır. Çatısız ve kimsesiz kalan milliyetçi vatandaşların çok ufak bir kısmının yöneldiği MTP de bu konuda örnek verilebilir, bugün Atatürkçü bir imaj çizmeye çalışan Ahmet Yılmaz'ın da ülkücü geçmişindeki tutumu bellidir. Ülkücü vakitlerinde katıldığı bir televizyon programında kendisini ve mensubu olduğu ülkücü hareketi "Bizim yapımızı bilenler şunu çok iyi bilir: Bizde bey emreder, tebaa yapar. Biz beyimizin emrettiklerini tartışmayız, o yüzden yapımızı bilmeyenler 'taban bunu istiyor da, tavan şunu yapıyor' şeklinde bir terimle, ülkücü hareketi tanımadıklarını gösterir. Başka bir şey o... Bizde böyle, biz sayın genel başkanımızın söylediklerini tartışmayız. Ülkücü harekette bizim kendi içimizde şöyle bir yapımız vardır, fikirde hür, emirde robot." şeklinde tanımlamıştır.

Daha birçok örnek sıralanabilir, burada dikkat çekmeye çalıştığımız husus, bugün MHP kökenli milliyetçilerin yeni nesil milliyetçilere yön vermeye çalışmasıdır. Bugün İYİ Parti, Anahtar Parti ya da Zafer Partisi'nin yöneticileri bu geçmişten gelen insanlardır, "bu bağlar koptu, herkes artık gerçeğin farkına vardı." diye düşünenler olacaktır. Onlara da yanıt vermekte fayda var. Örneğin geçmişte Ülkü Ocakları Başkanlığı yapmış olan Zafer Partisi Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu 2024 yılında bile MHP'nin milliyetçi bir parti olduğunu ifade etmişti.

Zafer Partisi Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu'nun MHP'ye ilişkin 2024 tarihli değerlendirmesi.

Daha 2 yıl önce MHP'nin milliyetçi bir parti olduğunu savunan Karamahmutoğlu, MHP'nin 10 yıldır "her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık" diyen iktidarın ortağı olduğunu bilmiyor olma ihtimali var mıdır? Yükselişte olan yeni milliyetçiliğe uygun olmayan bu gibi insanların bizleri temsil etmesi bir darboğaza sebep olmaktadır, daha doğrusu olmalıdır. Ancak bugün bu durum tam olarak hissedilememektedir, bunun temel sebebi ise günümüzün olağanüstü atmosferi içerisinde bunu sorgulamaya vakit ve imkan olmamasıdır. "Denize düşen yılana sarılır" mantığıyla herkes bir kurtarıcı ve "son kale" arayışına girmiştir. Ancak bu hakikat bugün yeni nesil milliyetçiliği sınırlayan en büyük etkendir. Düşünelim, yıllarca sorgulama yeteneğini bir kenara bırakmış, bir kişinin sözde liderliğini tartışmasız olarak kabullenmiş, ABD ve CIA'nın etkisinde olan bir oluşumda yıllarını, hatta hayatının önemli bir kısmını geçirmiş insanlar, kendilerine benzemeyen biz gençleri sınırlamaz mı? Daha da önemlisi, bizleri kendilerine benzetmez mi? Buna katılmayanların olması doğal, ancak kimse bunun ihtimal dahilinde olduğunu reddedemez. O halde bir neslin üretkenliğini ve istikbalini ihtimallere emanet etmek doğru bir davranış olmayacaktır. Her ne olursa olsun eleştirel düşünceyi yaşatmak gerekmektedir, bu düşüncenin karşısında "şimdi sırası değil" diyenler ise baskı altına alınmalıdır. Bu partileri destekleyenlerin bahsi geçen görüşlere katılıp katılmadığından bağımsız olarak daima partilerine eleştirel yaklaşabilmesi, sorgulayabilmesi gerekmektedir.

Günümüz milliyetçileri, eski milliyetçilerin tembelliğinden ders çıkartmalı ve bizzat elini taşın altına koymalıdır. Bunu yaparken de başkasından icazet ya da destek beklememelidir. Milliyetçilik sözler ile değil icraatlar ile ölçülür. Kaç yıldır siyaset yaptığı, kaç konferans verdiği gibi detaylar istatistikten ibarettir. Ne kadar etkili olabildikleri, ne ürettikleri, ne gibi yeteneklere sahip oldukları ve bu yetenekleri nasıl kullandıkları insanların gerçek samimiyet ölçüsü olmalıdır. Milliyetçi olduğunu düşünen insanların kendi düşüncelerini bir kenara bırakmalı ve yaptıklarına bakmalıdır.

YAYIN NOTU Bu metin, İltay tarafından kamuya açık kaynaklara ve değerlendirmelere dayanılarak hazırlanmıştır. İçerilen görüşler İltay'ın kurumsal tutumunu yansıtmakla birlikte belirli kişi ya da kuruluşları bağlamamaktadır. Yayında yer alan video ve görseller kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir.

İLGİLİ YAYIN

Türkiye'de İsrail Karşıtlığı, İsrail karşıtlığının sosyolojik ve ideolojik boyutu üzerine analiz. Tüm yayınlar →